Online :
2
Bugün :
12
Toplam :
150128

Çare Ne?

PKK’nın önünün kesilmesi için bu günü kadar çok şey söylendi. PKK’nın yok edilmesi şöyle dursun, ülkenin en öncelikli problemi olma noktasına geldi. İnsanımızı yasa boğan katliamlara girişmeye başladı. Kendi dağlarımızda PKK’yı yok edemiyoruz. Ve sonunda sınır dışı bir operasyon gündeme geldi.
Mesele sadece dağdaki silahlı PKK değil. Bence son zamanlarda kullanılan tabirle ovadaki PKK, dağdakinden daha az tehlikeli değil. Dağdaki, ovadakinden destek ve güç alıyor.
Büyük salonları dolduran, PKK ve Apo sloganları atan, Apo posterleri taşıyan, toplantılarında, Türk bayrağı bulundurmayan, İstiklâl Marşımızı okumayan ve katiyen PKK’yı terör örgütü olarak kabil etmeyen, bu aziz milletin nimetleri ile perverde olan bu insanlara bakıyorum da hepsi mal, mülk ve mevki sahibi insanlar. Hani PKK, fakirlik ve işsizlikten kaynaklanıyordu? Bunlar işsiz mi, yoksa fakir mi? Sonra halkın sabrını taşıran her hafta şu bebek, asker ve polis katilini dörder beşer avukat görüşmesi ne oluyor?
Zaman zaman sokaklarda izinsiz gösteri yapan, Apo posterleri taşıyan, PKK sloganları atan, polisle çatışan, vatandaşın malına mülküne zarar veren grupları, dağdaki PKK’lıdan farklı sayabilir miyiz?
1950’li yıllar. Karşımızdaki bir eve, o zamanın Konya Vakıflar Müdürü olan bir zat taşındı. Annem babam, onlara bir hoş geldiniz ziyarette bulundular. Bir süre sonra da onlar iade-i ziyaret için bize geldiler. Ben hayatımda ilk defa, Kürtçü ve bölücü bir adamı o gün gördüm. Devlet bu adamı önemli bir kuruluşun başına müdür yapmış. Konya gibi müstesna bir ilde görevlendirmiş. Ama adam resmen Kürtçülük yapıyor. Hayatta benzer olaylarla çok karşılaştım.
Geçenlerde İzmir’de PKK’ya yardım ve yataklık eden, PKK’nın şehir teşkilatlanmasını temin eden bir doktorla hemşire yakalanmadı mı? Demek ki, insanları PKK’ya katılmaya iten şey, fakirlik ve işsizlik değil. Başka sebepler var. Geçmişte de büyük ihmal ve hatalar yapılmış.
Baykal anlaşılması zor bir siyasetçi. Geçenlerde şiddetle sınır dışı operasyonuna taraftarken, bugünlerde bundan sarfı nazar edip, Kuzey Irak halkını kazanmaya, gençlerini Türkiye’de okutmaktan söz etmeye başladı. Hangisine inanacağız?
Biz bir zamanlar Saddam’ın zulmünden kaçan Peşmerge’nin ihtiyaçlarını karşılayıp, onları bağrımıza basmadık mı? Şu Peşmerge liderleri Barzani ve Talabani’yi görüp gözetmedik mi? Adamlar bugün en büyük Türk düşmanı ve PKK’nın en büyük hamisi durumunda.
İçeride, dışarıda herkesin gönlünü ve dostluğunu kazanalım. Herksin derdine deva olalım. Şiddetten, baskıdan, işkenceden uzak duralım. Asla adaletten ayrılmayalım. Osmanlı’nın asırlarca güttüğü siyaset bu idi. Ama düşmanla mücadele yollarını da çok iyi bilelim.
Yalnız şunu da hatırdan çıkarmayalım. Hainle beyni yıkanmışı kazanmak asla mümkün değildir. Hele hainin okumuşu daha bir başka püsküllü belâ olur. Bunları tecrübelerimize istinaden söylüyorum. Bunlara hayattan yüzlerce örnek gösterilebilir. Türkiye’nin gerçekten işi zor. Bu konuda akıllı olmaz ve ciddi tedbirler almazsak, bu beladan asla kurtulamayız.
Birlik ve beraberliğimizi korumaya ve güçlü olmaya mecbur değil, mahkûmuz. Kürt kökenli vatandaşlarımızın da kendilerine kimin dost, kimin düşman olduğunu çok iyi ayırt etmesi gerekir.

Telif Hakkı. Mehmet Ali UZ © 2007. Tüm Hakları Saklıdır.
Bilgi Rehber